not, öğrencinin belirli bir zamanda ve belirli koşullar altında gösterdiği akademik performansın sayısal veya sembolik karşılığıdır.
öğrencinin zekâsının, karakterinin, geleceğinin veya insan olarak değerinin ölçüsü değildir.
ama eğitim hayatında bu ikisi ne yazık ki sık sık birbirine karıştırılıyor.
“başarılı öğrenci” denildiğinde yüksek not alan, “başarısız öğrenci” denildiğinde düşük not alan çocuk akla geliyor. oysa aynı çocuk arkadaş ilişkilerinde son derece başarılı, el becerilerinde olağanüstü yetenekli, çok iyi bir sporcu veya yaratıcı bir problem çözücü olabilir.
karne bunların büyük bölümünü göstermez.
bir sınavdan 40 alan çocuk hakkında kesin olarak bildiğimiz tek şey, o sınavdan 40 aldığıdır.
neden 40 aldığı ise bambaşka mesele.
konuyu öğrenmemiş olabilir. sınav kaygısı yaşayabilir. o gün hasta olabilir. soruyu yanlış anlamış olabilir. öğretim yöntemi ona uygun gelmemiş olabilir. evde ciddi sorunlar yaşıyor olabilir.
ama biz çoğu zaman bütün bu ihtimalleri tek sayıya indiriyoruz.
daha kötüsü, çocuk da zamanla kendisini o sayıyla tanımlamaya başlıyor.
“ben matematik yapamıyorum.”
“ben zaten başarısızım.”
“benim kafam basmıyor.”
çocuğun bir dersle ilgili yaşadığı güçlük zamanla kendi kimliğinin parçası hâline geliyor.
öğretmenin yapması gerekenlerden biri bu bağı kırmak.
“bu konuda şu anda zorlanıyorsun” ile “sen başarısızsın” arasında eğitim açısından uçurum vardır.
not gerekli olabilir. ölçme değerlendirme olmadan öğrencinin gelişimini takip etmek mümkün değildir. mesele notu ortadan kaldırmak değil, ona taşıyamayacağı kadar büyük anlamlar yüklememektir.
çocuk karnesindeki rakamlardan daha büyük bir insandır.
bazen bunu öğrenciden önce yetişkinlerin öğrenmesi gerekiyor.
öğrencinin zekâsının, karakterinin, geleceğinin veya insan olarak değerinin ölçüsü değildir.
ama eğitim hayatında bu ikisi ne yazık ki sık sık birbirine karıştırılıyor.
“başarılı öğrenci” denildiğinde yüksek not alan, “başarısız öğrenci” denildiğinde düşük not alan çocuk akla geliyor. oysa aynı çocuk arkadaş ilişkilerinde son derece başarılı, el becerilerinde olağanüstü yetenekli, çok iyi bir sporcu veya yaratıcı bir problem çözücü olabilir.
karne bunların büyük bölümünü göstermez.
bir sınavdan 40 alan çocuk hakkında kesin olarak bildiğimiz tek şey, o sınavdan 40 aldığıdır.
neden 40 aldığı ise bambaşka mesele.
konuyu öğrenmemiş olabilir. sınav kaygısı yaşayabilir. o gün hasta olabilir. soruyu yanlış anlamış olabilir. öğretim yöntemi ona uygun gelmemiş olabilir. evde ciddi sorunlar yaşıyor olabilir.
ama biz çoğu zaman bütün bu ihtimalleri tek sayıya indiriyoruz.
daha kötüsü, çocuk da zamanla kendisini o sayıyla tanımlamaya başlıyor.
“ben matematik yapamıyorum.”
“ben zaten başarısızım.”
“benim kafam basmıyor.”
çocuğun bir dersle ilgili yaşadığı güçlük zamanla kendi kimliğinin parçası hâline geliyor.
öğretmenin yapması gerekenlerden biri bu bağı kırmak.
“bu konuda şu anda zorlanıyorsun” ile “sen başarısızsın” arasında eğitim açısından uçurum vardır.
not gerekli olabilir. ölçme değerlendirme olmadan öğrencinin gelişimini takip etmek mümkün değildir. mesele notu ortadan kaldırmak değil, ona taşıyamayacağı kadar büyük anlamlar yüklememektir.
çocuk karnesindeki rakamlardan daha büyük bir insandır.
bazen bunu öğrenciden önce yetişkinlerin öğrenmesi gerekiyor.