öğretmenliğin iş tanımına ne zaman 7/24 müşteri hizmetleri eklendi bilmiyorum ama artık gayet normal karşılanan durum.

akşam saat 22.30.

telefon titriyor.

“hocam iyi akşamlar, rahatsız ediyorum ama arda yarın kırmızı kalem getirecek miydi?”

evet veli hanım. bu soru sabaha kadar beklese muhtemelen eğitim sistemimiz çökecekti.

şimdi yanlış anlaşılmasın. veli elbette öğretmenle iletişim kuracak. çocuğuyla ilgili bir problem olduğunda soracak, bilgi alacak, gerektiğinde öğretmene ulaşacak. zaten veli-öğretmen iletişimi olmadan sağlıklı eğitim süreci yürütmek mümkün değil.

ama iletişim kurmak başka şey, öğretmenin özel hayatını yok saymak başka şey.

öğretmen okuldan çıktığı anda öğretmenliği bırakmıyor elbette. ertesi günün dersini düşünüyor, plan hazırlıyor, sınav okuyor, etkinlik bakıyor, bazen eve götürdüğü işi gece tamamlıyor.

bir de bunun üzerine whatsapp nöbeti ekleniyor.

“hocam ödev neydi?”

“hocam yarın beden var mı?”

“hocam emre bugün neden üzgündü?”

“hocam toplantı kaçtaydı?”

“hocam mesajımı gördünüz mü?”

mesajın üzerinden 11 dakika geçmiş.

ardından soru işareti geliyor.

“??”

işte benim en sevdiğim kısım da bu.

sanki öğretmen kaçmış, ülkeyi terk etmek üzere ve son uçuşa binmeden önce veliye cevap vermesi gerekiyor.

daha kötüsü şu ki öğretmenler de zaman içerisinde buna alıştırılıyor.

bir öğretmen gece 23.00'te cevap verdiğinde aslında sadece o veliye cevap vermiyor. farkında olmadan şöyle bir standart oluşturuyor:

“öğretmene bu saatte yazılabilir.”

sonra başka veli yazıyor.

sonra bir başkası.

bir süre sonra cevap vermeyen öğretmen problemli öğretmen oluyor.

“ama diğer öğretmen hemen cevap veriyordu.”

tam da mesele burada zaten.

bir öğretmenin kendi özel hayatından vazgeçmesi diğer öğretmenin de vazgeçmek zorunda olduğu anlamına gelmemeli.

doktorunuza gece 22.00'de whatsapp'tan “yarın hangi ilacı içecektim?” diye mesaj atabiliyor musunuz?

bankadaki görevliye pazar sabahı “benim kredi işi ne oldu?” yazıyor musunuz?

ama konu öğretmense garip bir şekilde herkesin zihninde sınırsız erişim hakkı oluşuyor.

çünkü öğretmenin yaptığı iş hâlâ tam anlamıyla “meslek” olarak değil, biraz fedakârlık biraz gönüllülük biraz da kutsallık paketi içerisinde değerlendiriliyor.

“ama çocuklarımızı emanet ediyoruz.”

evet.

tam olarak bu yüzden öğretmenin de sağlıklı bir özel hayata ihtiyacı var.

dinlenen, ailesine zaman ayırabilen, telefonu her çaldığında okul problemiyle karşılaşmayan öğretmen ertesi gün sınıfa daha sağlıklı girer.

bence okullarda bunun sınırı açıkça belirlenmeli.

acil durum başka.

gerçekten öğrenciyi ilgilendiren önemli bir durum başka.

ama yarın getirilecek yapıştırıcının rengini gece 23.17'de öğrenmek acil durum değildir.

öğretmenin whatsapp'ı 7/24 açık danışma hattı değildir.

öğretmenin mesai dışında mesajlara cevap vermemesi de ilgisizlik değildir.

bazen cevap vermemek sınır koymaktır.

ve galiba bizim eğitim sisteminde en çok öğrenmemiz gereken şeylerden biri de bu:

öğretmenin de mesaisi biter.