eğitim sistemimizde öyle normalleşmiş bir şey ki kimse artık tuhaflığını sorgulamıyor.

öğretmen maaşını alıyor.

sonra öğrencilerine daha iyi eğitim verebilmek için aldığı maaşın bir bölümünü tekrar okula harcıyor.

renkli kağıt.

kalem.

oyuncak.

çıktı.

kitap.

sınıf süsü.

etkinlik malzemesi.

bazen yazıcı.

bazen projeksiyon aparatı.

bazen sınıfa perde.

hatta zaman zaman öğrenciye mont, ayakkabı, yemek alan öğretmen bile var.

sonra bunun adına ne diyoruz?

“fedakâr öğretmen.”

bence burada çok ciddi bir kavram karmaşası var.

öğretmenin ihtiyacı olan bir öğrencisine gizlice destek olması başka bir şey.

kurumun sağlaması gereken temel eğitim materyallerinin öğretmenin cebinden karşılanmasının normalleşmesi başka bir şey.

çünkü sistem çok güzel çalışıyor.

malzeme yok.

öğretmen öğrenciler mağdur olmasın diye alıyor.

problem çözülüyor.

üst yönetim açısından bakınca zaten sorun da görünmüyor.

çünkü birileri cebinden para verip açığı kapatmış.

sonra ertesi yıl aynı şey.

sonraki yıl aynı şey.

ve bir süre sonra öğretmen almadığında bu defa suçlu hissediyor.

“çocuklar için alayım.”

işte en tehlikeli cümlelerden biri bu.

çünkü öğretmenlerin meslek sevgisini kullanarak sistemdeki maddi açıkları kapatmanın yolu hâline geliyor.

düşünün.

bir hastanede hemşire,

“serviste enjektör eksik, ben maaşımdan 500 tane alayım”

dese bunu normal karşılar mıyız?

bir belediye çalışanı,

“ofiste kağıt bitmiş, maaşımdan koli koli alayım”

dese bu düzen sürdürülebilir mi?

ama öğretmen alınca romantikleştiriyoruz.

“işte gerçek öğretmen.”

hayır.

gerçek öğretmen öğrencisini önemser.

ama öğrencisini önemsemenin şartı her ay maaşından sınıfa bütçe ayırmak değildir.

daha da kötüsü öğretmenler arasında görünmez bir rekabet oluşuyor.

bir öğretmen sınıfına sürekli materyal alıyor.

instagramlık bir sınıf oluşturuyor.

diğer öğretmen maddi olarak bunu yapamıyor veya yapmak istemiyor.

sonra onun sınıfı “yetersiz” görünmeye başlıyor.

öğretmenlik satın alma gücü yarışına dönüşmemeli.

öğretmenin cebinden aldığı malzeme istisna olabilir.

ama sistem bunun üzerine kurulamaz.

eğitim devletin sunduğu bir kamu hizmetiyse temel araç gereci de kamu sağlamalı.

öğretmenin maaşı okul bütçesi değildir.

bence bunu söylemek de öğrenciyi düşünmemek değil.

tam tersine öğrencinin hakkını doğru yerden talep etmektir.